Bu Ülkede yaşayan kendisini Türk addeden herkes okumalıdır!

2011-04-28 01:39:00
28 Nisan 2011 Perşembe, 00:53 tarihinde Sami Yıldız tarafından eklendi
 

TÜRKLÜĞÜN ŞİFRELERİ!

 

Geçen yıl Antalya'da 10. Türk Dünyası Kurultayı sırasında karşılaştığım TRT program yapımcısı Servet Somuncuoğlu, büyük bir müjde vermişti.

Somuncuoğlu, çok iddialı bir söz söylemişti:

"-Arslan ağabey, Türklüğün şifrelerini çözdüm!"

Bu mesajı yazınca çok sayıda okurumuz aramış ve şifreleri açıklamamı istemişti. Sabırlı olmalarını TRT'de yayınlanacak programı beklemeleri gerektiğini söylemiştim..

İşte Türklüğün şifreleri bu akşam saat 22.30'da TRT-2'de "Karlı Dağların Ardındakı Sır" programında açıklanmaya başlanıyor. Beş bölüm halinde beş hafta yayınlanacak.

 

* * *

 

Somuncuoğlu, tarihin büyük fotoğrafını görmüştü. Bundan emindim.

Emindim, çünkü Somuncuoğlu'nun ilk araştırma gezisinde beraberdik ve o büyük fotoğrafın bir kısmını birlikte görmüştük! 2004 yılı idi.

Bizi bu geziye davet eden, Bursalı işadamı, değerli dost Turgay Tüfekçioğlu idi. Dil ve tarih teorilerini altüst eden 85 yaşındaki Kazım Mirşan'ı Kazakistan ve Kırgızistan'a gitmeye ikna etmiş ve konuya ilgi duyan arkadaşları ile bir araştırma gezisi düzenlemişti. Somuncuoğlu o sırada TRT İstanbul radyosunda idi. Geziye katılmak için yıllık izin alması gerekmişti.

 

* * *

 

Almatı'ya 160 kilometre mesafedeki Tamgalı Say denilen kaya resimlerini gördüğümüz ve bunları hem Kazım Mirşan'ın hem de Kazak bilim adamlarının değerlendirmeleri ile birlikte incelediğimiz zaman, önümüzde büyük bir ufuk açılmıştı.

Üstelik Altın Elbiseli Adam diye bilinen ve bir Türk prensine ait muhteşem elbiseyi bulan Bekin Nur Muhammedov ile de tanışmıştık.

Kırgızistan'da ise Türk işadamı Zafer Ersöz, bize Saymalı Taş'tan, at sırtında Türklerin göç yolları üzerinde sürecek bir yolculuk projesinden söz etmişti. Saymalı Taş, çok daha zor bir yerdeydi, Aladağların üzerinde 3600 metre yükseklikte karlı dağların ardındaydı. Ve yılın sadece 15 günü üzerinden kar kalkıyordu!

Üstelik Kazım Mirşan da devamlı Saymalı Taş'tan bahsediyordu.

Bu sırada, Azerbaycan Türklerinin ünlü yazarı Sabir Rüstemhanlı'nın Göktanrı adlı romanı yayınlandı. Kitabı bana eşi Tenzile Hanım hediye etmişti. Sabir Bey de mitolojik bir üslup içinde adını vermeden Saymalı Taş'ı anlatıyordu. Türk kağanlarının her yıl ziyaret ettiği, kurbanlar kestiği ve ibadet ettiği bir yerdi burası. Burada hem ata mezarları vardı hem de tarihin başlangıcından bugüne kayalara çizilen resimler, yani ilk yazılı anlatım biçimi vardı. Bu resimler önce tamgaya sonra harfe dönüşmüştü. Tamgaların her biri Türk tamgaları idi ve yazı da Türk yazısı!

 

* * *

 

Servet Somuncuoğlu'nun gönlüne bir ateş düştü. Atatürk'ün deyimiyle "Türklüğün unutulmuş medeni vasfını" , Kazım Mirşan'ın deyimiyle "Türk kozmolojisinin kökenlerini" belgeleriyle bulup, hem Türk hem dünya kamuoyuna sunmak!

Kazım Mirşan'ın 40 yılı bu araştırmalarla geçmişti.

Aslında 10 yıl önce dünyadaki Türk izleri ile ilgili benim de büyük bir projem vardı. Fakat başvurduğum hiçbir kişi ve kurumdan destek alamamıştım.

Somuncuoğlu, önce küçük adımlarla hareket etmeyi tercih ediyordu.

Projesini Kaptan Mustafa Can ve Yaşar Canca'ya açtı. Onlar da ellerinden gelen katkıyı sağlayacaklarını bildirdiler. 2005 yılı Temmuz ayında Servet Somuncuoğlu yine yıllık izninde Saymalı Taş'a gitti. Binbir güçlük içinde fotoğraflar çekti ve bu olağanüstü röportaj Atlas dergisinde yayınlandı.

Somuncuoğlu, bir proje daha yaparak TRT yönetimine sundu. Masrafların yarısını TRT, yarısını iki işadamı karşılayacaktı. Proje kabul edildi ve Somuncuoğlu, program yapımcısı olarak radyodan televizyona geçti.

Eski Türk tarihi profesörü, Çin dilini iyi bilen Ahmet Taşağıl ile temas kurdu. Taşağıl, program danışmanlığını ve araştırma gezisine katılmayı kabul etti.

Artık zamanda yolculuk başlıyordu.

 

 

 

Türklüğün şifrelerinden biri

Hakkari'nin Gevaruk yaylasında!

 

 

Türklüğün şifrelerini çözen Servet Somuncuoğlu'nun zamanda yolculuğu, Türkiye'de başladı.

- 2006 yılının 5 Mayıs günü kameraman Cengiz Karadeniz ile birlikte Ordu'nun Mesudiye ilçesine bağlı Esatlı köyüne giderek kaya resimlerini çektiler. Burada Göktürk alfabesi ile üç satırlık bir yazı vardı. Göktürkçe uzmanı İsmail Doğan bu yazı üzerinde çalışıyor.

- Erzincan'ın Kemaliye ilçesinde Dilli vadisindeki ateş tapınağında da güneş kültü, hayat ağacını gösteren motifler ve ellerini açmış dua eden bir adam resmi vardı.

- Kazım Mirşan'ın çok önemsediği Erzurum Karayazı ilçesi Cünni mağarasına ise Doç. Dr. Alparslan Ceylan ile birlikte gittiler. Bu mağarada, Oğuz boylarından Kınık, Kayı ve Çavuldur boylarına ait 20 tamga vardı. Ayrıca, mağaranın birçok yerinde bütün Türk boylarının ortak olarak kullandığı "İYE" yani "Tanrı" damgası bulunuyor.

- Kars'ın Kağızman ilçesine bağlı Camuşlu köyünde Geyiklitepe'de ve Kurbanağa mağarasında da daha önce Tamgalı Say ve Saymalı Taş'ta benzerlerini gördüğü kaya resimlerini buldular. Şaban köyünde yeni bulunmuş kaya resimleri ise daha stilize ve daha estetikti. Bir panoda rünik Türk yazısına rastladılar.

- Van müzesinde ise Hakkari'de bulunmuş kaya resimlerini çektiler ve 20 Mayıs'ta İstanbul'a döndüler.

 

* * *

 

- 27 Mayıs 2006 günü Prof. Dr Ahmet Taşağıl ile birlikte Kazakistan'da Tamgalı Say, Kaşkır Say, (Kurtlar vadisi) Cigdeli Say gibi kaya resimlerini incelediler ve Doç. Dr. Ayman Dosimbayeva ile Prof. Dr. Zeynullah Samayevo'in görüşlerini aldılar.

- 5 Haziran 2006-5 Temmuz 2006 tarihleri arasında ise Moğolistan'daki kaya resimlerini incelediler. Orhun Abideleri'ni, Uygurların başkenti Karabalasagun'u, Arhangay'ı gezdikten sonra Hangay dağlarını aşarak Bompugur'a geçtiler. Bayan Hongır'daki geyik taşları, yani Türk mezarlarını gördüler. Mandılhayrhın'da Üç Tepsi dağında bir Göktürk prensinin mezarını incelediler.

Ve birinci düğümü burada çözdüler. Birinci tespit, kaya resimlerinin bulunduğu her yer, resimlerin yapıldığı dönemde anıt mezar ve ibadet alanı idi.

 

* * *

 

Buryat Türkleri'nin yaşadığı Buryatya'dan sonra Rusya'ya geçerek Irkutsk ve Lena kaya resimlerini görüntülediler. Rus araştırmacıların buradaki resimlerin M.Ö. 12 bin ve 14 bin yıl öncesine ait olduğunu tespit ederek, anıt mezar alanının tabelalarına kaydettiklerini gördüler. Buradaki resimlerin diğerlerinden bir farkı vardı; her çizilen resim birebir boyutta idi. Yeniden Moğolistan'a ve Gobi çölüne döndüler. Gobi'de neredeyse her kazılan yerden tarihi buluntular çıkıyor ve üzerinde yazı olan eserler okunmayı bekliyor.

Ekipte kameramanlar Cengiz Karadeniz, Orhan Yaşar ve Tamer Bolu da bulunuyordu ve onları da Servet'in heyecanı sarmıştı.

 

* * *

 

Sıra, Türk tarihinin bilinen en büyük anıt mezarı olan Kırgızistan'daki Saymalı Taş'a gelmişti. Küçük bir yerleşim merkezinde Servet Somuncuoğlu, Altın Elbiseli Adam'ı bulan adam olan Bekin Nur Muhammet ile karşılaştı. Ünlü duasını yaptırmak için onu da gezinin bir kısmına dahil etti.

Bişkek'ten arazi araçlarıyla ayrılıp belli bir yere geldikten sonra atlara bindiler, 25 kilometre atlarla yol aldılar, yolun 8 kilometresini de buzul üstünde atlarla gittiler. 3500 metrede kamp kurdular. Burada 12, 13 ve 14 Temmuz günleri olmak üzere 3 tam gün kaldılar ama ancak bir tam gün çalışabildiler. Çünkü kar yağıyor ve kaya resimlerini örtüyordu. Kaya resimleri 3600 ve 3700 metreye kadar uzanan bir alan üzerinde bulunuyor.

Somuncuoğlu ve ekibi aynı resimleri daha sonra Hakkari'nin Gevaruk yaylasında bulacaktı. Hem de birbirinden ayırt edilemeyecek benzerlikte! Peki bunun anlamı neydi?

 

 

 

Hakkari'yi Bişkek'e bağlayan

kaya resimleri!

 

 

Servet Somuncuoğlu ve ekibi Aladağların 3600 metre yüksekliğinde bulunan Saymalı Taş'tan sonra Koçgar kala resimlerini ve Isık göl kenarında Çolpan Ata kaya resim alanını çekip Talas'a geçti. Kurubakayır (Kurubayır), Tuyuktör ve Karakol bölgesindeki kaya resimlerini çektiler.

Bişkek'ten Azerbaycan'a geçtiler. Gobustan'da Büyüktaş, Küçüktaş ve Cıngırdağ kaya resimlerini çektiler ve Türkiye'ye döndüler.

Hiç beklemeden Kütahya Çavdarhisar'daki Frig vadisinde Aizonai tapınağının Doğu ve Güneybatı yüzlerindeki yüzlerce resmi görüntülediler.

Buradaki bekçiye kopuz çalan insan figürünü sordular, yok dedi. Kendisine de bu figürü bulup gösterdiler.

 

* * *

 

Eskişehir Seyitgazi'de Kümbet köyünde 1000 yıl önce gelen Türklerin çizdiği tahmin edilen resimleri çektiler. Resimlerden birinde bir süvari bulunuyor ve elinde kurt başlı bir sancak tutuyordu. Antalya Beldibi mağarasından sonra sıra en zor ve en tehlikeli çekime gelmişti. Çünkü çekim yapılacak bölge teröristlerin mayınladığı bir alandı ve belirli bir bölgeden sonra can güvenliğini kimse garanti edemiyordu. Hakkari valisi, gerekli hazırlığı yaptırdıktan sonra bir gün telefon ederek "gelin" dedi ve gittiler. Askeri yetkili Tümgeneral Yurdaer Olca, bölgenin mayınlı olduğunu hatırlattı. Servet, "Biz buraya gerekirse ölmeye geldik" deyince zaten bölgede aktif durumda bulunan Mehmetçiklerden bir güvenlik koridoru kurdu. Yanlarına ayrıca bölgeyi iyi bilen 12 korucu da vererek dağa gönderdi.

Varagöz köyünden yukarı Gevaruk yaylasına çıktılar. Resimlerin bulunduğu mayınlı alana sadece Servet Somuncuoğlu ve Cengiz Karadeniz girdi.

Saymalı Taş'a geri döndüklerini hissettiler. Çünkü 4 bin çağrım (4 bin kilometre) ötedeki Saymalı Taş'ta bulunan kaya resimleri ile Hakkari Gevaruk yaylasındaki resimler birbirinin kopyası gibiydi.

Burası Sat dağları da denilen İran, Irak ve Türkiye sınırının birleştiği yerdi.

Somuncuoğlu bu büyük operasyondan döndükten sonra, çekilen film ve fotoğraflarla birlikte hummalı bir faaliyete girişti. Montajdaki Turan Özkan ve Kartal Uzun, özellikle Hakkari resimleri ile Saymalı Taş resimlerinin ayırt edilemeyecek kadar birbirine benzediğini doğruluyordu.

 

* * *

 

İkinci düğümü de şöyle çözdüler:

Prof. Dr. Ahmet Taşağıl, sohbetimizde, "Nerede Türk boyları yoğun olarak yaşamışsa orada yoğun kaya resmi alanları var. Göç ettikleri her yere bu geleneği taşımışlar. Kuzey Kore'den Kosova'ya, Macaristan'a kadar benzer kaya resimleri var. 2004 yılında Kuzey Koreliler Orta Asya'da, Sibirya'da kaya resimlerinden kendi atalarını arıyordu. Bir belgesel hazırlıyorlardı. Bu tür belgeseller Amerikalılar, Japonlar ve Fransızlar tarafından da çekiliyor. İlk defa Türkiye'den bir televizyon ekibi böyle bir belgesel hazırlamaya girişti. Amerikalılar, bu kültürün Hint-Aryan olduğunu ispatlama peşinde. Fakat Koreliler ve Japonların kökeni de buraya bağlı olduğu için bu tezin bilimsel tarafı yok" dedi.

 

* * *

 

Üçüncü düğüm, Anadolu'daki kaya resimleri ile Asya'daki kaya resimlerinin benzerliği ile çözüldü. Bu resimlerin benzerliği Anadolu'nun Malazgirt'ten sonra Türk yurdu olduğu tezini tamamen çökertiyordu.

Servet Somuncuoğlu, Anadolu'daki toplu kaya resimleri üzerinde Ersin Alok'un da yıllardır fotoğraf çalışması yaptığını bildirerek, onun çalışmalarının da bilim adamlarına veriler kazandırdığını söylüyor.

Yine Muvaffak Uyanık da Avusturya'da "Doğu Anadolu Kaya Resimleri" ni belgeleyen bir kitap yayınlamıştı. Servet Somuncuoğlu, "Bu kitaptaki resimleri Doç Dr. Ayman Dsımbayeva'ya gösterdik, çok heyecanlandı ve tamgaların Türk tamgası olduğunu söyledi" dedi.

 

 

 

Anadolu'daki 8 bin yıllık

Türk tapusu

 

 

Prof. Dr. Ahmet Taşağıl, Türk tarihinin M.Ö. 2259 tarihinden başlatılabildiğini söylüyor ve kaya resimlerine bundan daha fazla bir ömür biçemiyor. Fakat Kazım Mirşan, 30 bin yıl öncesine kadar gidiyor. Kameraman Tamer Bolu şu bilgiyi veriyor:

"Ersin Alok bize bir tespitini anlattı. Kaya resimlerinin bulunduğu alanlarda çok sert granit taşlara rastladığını söyledi. Ona göre bu resimler taşı taşa vurarak çizildi. Karbon testi yapacak hiçbir organik kalıntı yok. Dolayısıyla yazıların gerçek yaşı tespit edilemiyor. Kaya resimlerinin binlerce yıl içinde oluştuğu ve her neslin anıt mezar olarak seçilmiş kayalık bölgeye, kendi döneminin olaylarını resimlerle kazdığı anlaşılıyor. Yani tek dönemde yapılmış değiller. İlk resimle son resim arasında binlerce yıl var. Ersin Alok'un verdiği bilgiye göre Alman araştırmacılar, Hakkari'deki Gevaruk Yaylası kaya resimlerinin sekiz bin yıl önce çizilmeye başlandığını söylüyor."

 

* * *

 

Kaya resimlerini hep birlikte değerlendirmek için kitaplardaki resimlere bakmak yetmiyor, onlara dokunmak, anıt mezardaki havayı ciğerlere çekmek gerekiyor ki Servet Somuncuoğlu, bu alanların 64'ünü gören tek kişi unvanına sahip oldu. Asya'da 250'den fazla kaya resmi alanı var. Bunların 30 tanesi Anadolu'da.

Bugüne kadar her uzman başka bir alanda çalıştığı için bütünüyle değerlendirme imkânına sahip olamadı. Bundan sonra arkeolog, etnolog, tarihçi, dilci ve gazetecilerden ekip oluşturarak bu araştırmaları sürdürmek gerekiyor.

Bütün motiflerde Gök kültü var. Gobi çölündeki motiflerde ay yıldız var. Yine hayat ağacı ve elinde kadeh tutan kadın veya erkek motifleri her alanda var. Hayat ağacı, geyik boynuzu ile temsil ediliyor. Zaten bütün alanlarda ağırlıklı olarak en çok geyik ve keçi resimleri var.

Hiçbir kaya resmi alanında Tanrı resmedilmemiş. Kök Tengri inancının çok eski bir temeli olduğu anlaşılıyor.

 

* * *

 

Somuncuoğlu, araştırmaların inanç, bilgi ve kültür temelinde sürdürülmesi gerektiğini söylüyor. Çünkü bu alanlar ibadet alanları! Yazıya bu kaya resimlerinden sonra tamgalarla geçiliyor. Tamgalar alfabeye dönüşüyor. Eski Türk alfabesinin 28 harfi kaya resimleri alanında açıkça görülüyor. Servet Somuncuoğlu, artık eski Türk tamgalarını ve harflerini ezberlemiş durumda, "64 kaya resmi alanında Türkçe yazı dışında hiçbir yazıya rastlamadık" diyor.

Kameraman Tamer Bolu ise "Kaya resimleri alanında bir Kırgız öğretmen ve öğrencilerini gördük. Öğretmen, öğrencilerine 'ata babalarımıza saygılı olalım' dedi. Anladık ki anıt mezar saygısı bugün de devam ediyor" diye bilgi verdi.

 

* * *

 

"Karlı dağların ardındaki sır" çözülmesine çözülmüştü ama Servet Somuncuoğlu bunları yeterli görmüyordu. Dünya bilim literatürüne Orta Asya'da 10 bin kaya üzerindeki 100 bin resmi kazandırmak ona yetemezdi. Rusya, Moğolistan, Kazakistan, Kırgızistan, Azerbaycan ve Türkiye'de 138 gün çalışmış, sadece çekimler 93 gün sürmüştü. Saymalıtaş'a TRT ekibinden önce, dünyada başka hiçbir televizyon ekibi gitmemiş ve kaya resimlerini görüntülememişti. Araştırma devam edecekti.

Servet Somuncuoğlu ve arkadaşlarının araştırması sadece belgesel film yapılmakla kalmayacak. Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Somuncuoğlu'nun çektiği resimleri de albüm niteliğinde üç kitap olarak basmaya karar verdi.

 

Arslan BULUT, 07.08.09.10/12/2007

 

 

 

319
0
0
Yorum Yaz